![]() |
|
#1
|
|||
|
|||
Korku çok çabuk çığrından çıkabilen bir duygu. Uzmanların verdiği bilgiye göre bilinen 400 korku türü bulunuyor. Bunların en yaygın olanları kapalı yerde kalma korkusu (klostorofobi) ve açık yerde kalma korkusu (agorafobi). Ayrıca çiçekten saç teline kadar birçok nesneye karşı duyulan korkular da söz konusu. Stres,panik ve korku gibi ruhsal durumlar bedensel sıkıntılara da dönüşebiliyor. Örneğin stres, yüksek tansiyon ve kalp hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü oluşturuyor. Hatta son araştırmalar stresin, beyindeki dengeyi bozarak depresyona yol açabildiğini de gösteriyor. Batılı ülkelerdeki psikiyatri uzmanlarının değişik terapi yöntemleriyle ilgili araştırmaları sık sık kıyaslanarak yeni konseptler oluşturuluyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) rakamlarına göre bu araştırmalar ışığında hastaların yüzde 25'i sağlığına kavuşma şansına sahip bulunuyor. Oysa hekimlerin bulduğu son terapi yöntemleri yüzde 70'lik başarıyı hedefliyor. Psikologlar bu yeni yöntemleri test ederken, beyin uzmanları ve hekimlerle işbirliği yapıyorlar. Bu alandaki en büyük ilerleme de depresyonun tedavisinde elde ediliyor. Beynin bozulan kimyası ilaçla tedavi edilirken, diğer yandan düşünce yapısının değiştirilmesi için belirli yöntemler uygulanıyor. Gözde yöntemler Bugün Batılı ülkelerde korku, stres ve depresyon şikayetiyle doktora başvuran hastaların yüzde 70'i tedavi edilebiliyor. Bazı yeni yöntemler ise henüz test aşamasında. Örneğin bunlardan biri beyine manyetik uyarı verilmesiyle gerçekleştiriliyor. Bu yöntem sayesinde stres hormonu uyarısı veren CRH-1 ile pankreasın salgıladığı yüksek dozlu hormonlar bloke ediliyor. Depresyon bilmecesi tam olarak çözümlenmiş değil; ancak beynin salgıladığı uyarıcı madde serotoninle çok yakın ilgisi bulunduğu biliniyor. Bugün başvrulan en önemli tedavi yöntemleri şöyle sıralanıyor: Prozac: Serotonin düzeyinin artışını önlüyor. Baş dönmesi ve uyku düzensizliği gibi yan etkileri var. Reboxetin: Sadece noradrenalini önlüyor, ancak serotonin gibi diğer uyarıcı maddelere etkisi bulunmuyor. Kılıçotu tedavisi: Bu bitkiden elde edilen madde de kimyevi maddeler gibi uyarıcıların yolunu kesiyor. Hafif depresyon durumunda etkili oluyor. Uykusuzluk terapisi: Gecenin ikinci yarısında uyanık kalmak da beyindeki uyarıcı maddelerin boşaltılmasında etkili oluyor. Hastalar ertesi sabah yüzde 60-80 oranında bir iyileşme gösteriyorlar. Ancak bu iyileşme sadece bir gün sürüyor. Elektroterapi: Hastaya genel anestezi yapıldıktan sonra elektrik verilerek yapay kramp oluşturuluyor. Bu tedaviyle hastaların yüzde 70'inde depresyon gideriliyor. Psikoterapi: İlaç tedavisine ilave olarak uygulanıyor. Hafif depresyon durumunda ilaç tedavisine gerek duyulmayabiliyor. Korkuyla yaşanmaz Günlük hayatın yorucu temposu nedeniyle, özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanların sık sık yakındığı stres ve depresyon uzun sürdüğü takdirde duygusal, fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklara yol açıyor. Stres, depresyon günümüzün moda kavramlarından oldu. Trafik, iş-güç derdi, sınavlar,okul, yakınlarımızın sorunları derken, üstüne bir de Marmara Bölgesi’nde ani bir depremle sarsıldık. Endişemiz büyük. Uzmanlara göre endişe korkunun bir türüdür. Endişenin süresi uzadıkça ondan kaçmak güçleşir. Bu nedenle endişe derinleşmeden, kurtulmak gerekir. Yoksa endişe yaşamını kontrol altına alır, insanları sıkıntılarla ve kaçırılmış deneyimlerle başbaşa bırakır. Er ya da geç atlatılır bütün acılar. Önemli olan başımıza gelen her olaydan gerekli dersi alabilmektir. Konuyla ilgili olarak, İ.Ü. Çapa Tıp Fak. Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, GENÇ TÜRKİYE’ye şunları söyledi: “Bireysel ve toplumsal olaylar karşısında, endişelenme, kendini tehdit altında hissetmek çok doğal ve insanca bir duygudur. Ancak; bu sıkıntılı halden çıkılamaması durumunda ruhsal ve fiziksel sağlığımızda çok büyük hasarlar oluşabilir. Bunlara dikkat ediniz -Ortada var olan problemi kabul edin. Çaresiz durmayıp çözüm için çaba harcayın. -Sıkıntınızın kayna-ğına inip, çözümler üretmeye çalışın. -Kesinlikle yalnız başınıza endişelen-meyin. Kaygılarınızı çevrenizle paylaşın. -Sıkıntılarınızla ilgili veriler toplayın. Bilgi noksanlığı endişeyi arttırır. -Sürekli suçlayarak, küserek, ağlayarak, felaket tellallığı yaparak sorunun çözü-lemeyeceğini bilin. -Geçmişe takılıp kalmayın, ne yaptığınızı değil, neler yapabileceğinizi düşünün. -Dinlenmeye çalışın, beslenmenize özen gösterin. -Alkolden ve ilaçlardan uzak durun.” Unutmayalım ki, endişe yarının kederini yok etmez, ancak bugünümüzü alır, götürür. Bilgisayar korkusunu yenin Yersiz korkularımıza bir yenisi eklendi: Bilgisayar korkusu. Belki farkında değilsiniz, ama bilgisayarlar günlük hayatımıza girdi. Evinizdeki bilgisayara tehlikeli bir aygıt gözüyle bakmaktan artık vazgeçin. Bilgisayarı zevkle kullanabilmek için matematik uzmanı olmanıza gerek yok. Okulda matematiğiniz zayıf olduğu için bilgisayar kullanamayacağınızı sakın aklınıza getirmeyin. Biraz merak ve sabır, sizi bilgisayarla dost yapacaktır. Bilgisayarı nasıl kullanacağınızı öğrenmek için bu işi bilen bir yakınınızdan yardım isteyebilirsiniz. Ya da bir kursa gidip bilgisayar dünyasına girebilirsiniz. Bilgisayarı kullanmayı öğrenirken saatlerce ekran karşısında kalmayın. Egzersiz sürelerini kısa tutun. Aklınız karışırsa, bilgisayarın başından kalkın. Konuyla ilgili bir yazı ya da kitap okumayı deneyin. Mektup yazmak, alışveriş listesi hazırlamak, telefon fihristi hazırlamak gibi işler için bilgisayarınızı kullanın. Zaman zaman makine size kötü bir şaka yapabilir. Yazdıklarınız silinebilir. Böyle şeyleri doğal karşılayın. Zamanla bilgisayarla yakın dost olacaksınız. Ve onun karşısından kalkmayı canınız istemeyecek. “17 yaşındayım 6 aydır içim sıkılıyor ve kalp çarpıntım oluyor. Akşama doğru fazlalaşıyor ve evde durmak istemiyorum. Her şeyi kafama takıyorum. Heyecanlanıyorum, ölüm korkusu içimi kaplıyor. Bunun için ne yapmalıyım?” Heyecanlanma, çarpıntı, kapalı yerlerde kalamama, iç sıkıntısı, huzursuzluk, her şeyi kafaya takma gibi şikayetlerin temelinde psikolojik rahatsızlıklar yatar. Panik atak dediğimiz bu hastalık için psikiyatri uzmanına muayene olmanızı tavsiye ederim. Sizin yaşlarınızda bu şikayetlere biraz fazla rastlanır. Manevi yönü zayıf olan, dünyaya fazla düşkün olanlarda sık rastlanır. İçlerini ölüm korkusu kaplamıştır. Ölmekten, sahip olduğu şeylerden ayrılmaktan, zevklerinden mahrum kalmaktan huzursuz olurlar. Halbuki ölüm her an yanımızda. Her dakika ölüm ile burun burunayız. Nefes alıp verememek verip de alamamak an meselesi. Korkmak bir şey halletmiyor. Mutlaka öleceğimize göre, bundan kurtulan olmadığına göre ölüme hazır olmak lazımdır. Ölüme hazır olmak için de neşe içinde olmalı, hiçbir şeye üzülmemeli, kimseyi kırmamalı, çok çalışmalı. Boş kalmak, hiçbir iş yapmamak insanın psikolojik dengesini etkiler. Devamlı olarak kendimizi meşgul etmeli, lüzumsuz şeyler düşünmemeli. Hayaller kurmamalı, gerilim filmleri seyretmemeli, böyle haberleri, gazeteleri okumamalı. Hayal gücünü kullanıp da kendi kendini korkutacak senaryolar hazırlamamalı. Size tavsiyemiz psikiyatri uzmanının takibine girmeniz ve tavsiyelerine uymanızdır. Ölüm korkusu Ölüm, beraberinde getirdiği belirsizliklerle ezelden beri insanoğlunun başta gelen korkularından biri. Öteki dünyada bizi ne bekliyor? Gözümüz kapandığında herşey bitecek mi? Bu düşünce hayat boyu bizi takip ediyor. Rus ‘Sevodnya’ gazetesinin haberine göre genç psikolog Baskakov, geliştirdiği yeni metodla hastalarına ölümün ne olduğunu anlamalarını sağlıyor. Gazete, ‘Psikolog uyguladığı yöntemle yarım saatliğine bedeninizi ruhunuzdan ayırıyor ve öteki tarafta korkulacak birşeyin olmadığını gösteriyor’ yorumunu yapıyor. Baskakov'un, insanoğlunun korkulu rüyası, ölüm fobisini yenmek için geliştirdiği metod şöyle: Hasta odanın orta yerindeki mindere yatırılıyor. Baskakov, bir taraftan kişiye hipnoz benzeri telkinlerde bulunurken, diğer yandan yardımcıları yatan kişinin bacak ve kollarını, sanki uzatmak istermiş gibi, çekmeye başlıyor. 10 dakika süren bu uygulama sonrasında hasta bacak ve kollarının varlığını unutuyor. Ardından Baskakov'u yardımcıları hastanın bedeni üzerinde belirli noktalara bastırmaya başlıyor. İddiaya göre, 30 dakika daha geçtikten sonra kişi bedeniyle olan tüm bağlantısını yitiriyor, bilinci yerinde olduğu halde bedenini hiç hissetmiyor. Baskakov'un ‘Ölümden sonra ne var’ programına katılan birçok hastası kısa bir süre için bile olsa, tıpkı kaza sırasında komaya giren hastalar gibi öteki dünyayı gördüklerini öne sürüyorlar. Ve, ölümün ne olduğunu öğrendikten sonra da, bilinmezlikten kurtulunca, ölüm korkusu da kalmıyor...muş. Korkuyu yenmek Bugünkü konumuz; ‘‘korku’’ çünkü, şu sıralar hayatımızda daha önemli bir şey yok gibi... Zaman zaman korku duygusunu işlemiş olmama rağmen şimdi daha bir başka açıdan incelemek gerektiğini düşünüyorum. Aslında ‘‘Korku’’yu laboratuara sokup ıncığını cıncığını didikleyip ortaya çıkarmak gerekiyor. Şimdi bunu yapabilecek bir babayiğit aranıyor. Çünkü, korkuyu inceleyeyim derken neye uğradığınızı bile bilemeden korkunun karanlık dehlizinde kendinizi bulabilirsiniz... Fakat, öte yandan bunu anlayıp öğrenmenin de başka yolu yok. Öğrenmeden de korkunun üstesinden gelebilmek mümkün değil. Şimdi ne olacak? Bu noktada bilim insanlarına büyük iş düşüyor. Kolları sıvayıp hemen işe koyulmaları şart. Şimdi diyeceksiniz ki, ‘‘bu bir hastalık mı? Dediğin gibi bir inceleme ancak somut şeyler için yapılabilir.’’ Peki, korkunun somut olmadığını nereden biliyoruz? İlla ki, somut olması için, gözümüzle görüp elimizle dokunmamız mı, gerekiyor? Günümüz medeniyetinin geldiği şu noktada soyut olarak bellediğimiz pek çok şeyin somut olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Mesela ‘‘hava’’yı gözünüzle görüp elinizle dokunabiliyor musunuz? Ama şimdi bunun somut olduğunu biliyoruz. Bilim bugün pek çok şeye ışık tutar hale geldi ve keşifler mucize boyutuna ulaşmış durumda. Fakat, hala bilemediğimiz ve öğreneceğimiz ne kadar çok şey var. Bunların arasındaki en önemli olan da ‘‘korku’’. Çünkü, şu anda en fazla ihtiyacımız olan bu bilgi. İhtiyaç belirmeden bilgisi de ortaya çıkmıyor. Çünkü, düşünmüyoruz. Araştırmıyoruz. Gençliğin ya da ölümsüzlüğün sırrını bile araştırıyoruz. Ama, en temel ihtiyacımız olan ‘‘korkuyu yenmenin’’ sırrını incelemiyoruz. Tabii böyle söylemem gerekiyor. Çünkü, şu anda araştırılıp araştırılmadığı hakkında pek fikrim yok. Kimbilir, belki de şu andaki şiddetli ihtiyaç yüzünden araştırılmaya başlanmıştır. Başlanmamış olsa bile, şu dakikadan itibaren kolları sıvasalar iyi olacak diyorum. Ve de şayet çaresini bulmak için bir inceleme henüz başlamamışsa, şimdi bu yazdıklarımdan sonra belki de bilim insanlarının zihinlerinde yeni kapılar açılabilir diye umut ediyorum. kaynak:kadinlaricin.net |
| GOOGLE REKLAMLARI |